Salı, Mart 06, 2007

istanbul dönüşü

istanbul'a
bir istanbul dönüşünde "istanbul'da sonbahar" dinlerken trenin sallantılarında kendinden
geçmiş bir halde ...

önce bir düşüş sesi. metalik ve ani bir ses. ve tekrar ve tekrar. sonra birden öten vapur sesi ile irkilen insanlar. bir genç. hayatı karışık aklı karışık bir genç. fotoğraf çekiyor. eminönü vapuruna binmiş elinde eski demir bir makina. eli demirin soğukluğu ve boğaz rüzgarı ile üşüyor. içi fotoğraf ateşi ve istanbul aşkı ile ısınıyor. kadıköy'deki eski balonun orda bulunan cennetten kaçmış bulutları çekiyor. ışıklarını dolayısıyla ruhlarını siyah beyaz filmin gümüş parçalarına hapsediyor. dünyadaki en güzel hapis bu. cennette böyle olmalı- akşam güneşi; büyük, yumuşak ve sevecen ihtiyarlara benzeyen bulutlar ve fotoğraf makinaları yani sanat. yaratmakta sanatların temeli değil midir? hepimiz sanatkar değil miyiz bir şeyler yaratmata uğraştığımız için...
vapur döndü sağında haydarpaşa utangaç, yaşlı ama görkemli paşa, solunda boğaza hayran marmara. vapur ise tam ortada. güneş sağına vuruyor. deniz gök mavi, gök ise tarif edilemez. ufuk beyazlaşıyor beşiktaşın arkasında. sol tarafta bulutlar engelliyor güneşi. deniz gri ama seni kucaklayan gri. korkutmayan, iğrendirmeyen aksine sevdiren gri. sanki gök ortadan yarılmıştı da vapur ortasından gidiyor ve her döndüğünde çizgi de onla dönüyor. sağında kız kulesi ile şemsi paşa camii beliriyor. iki küçük, mütevazi ama boğaz köprüsünün haşmetine karşı koyan ulu yapılar. zulme karşı duran peygamber gibi, ağaya direnen çiftçi gibi, Muhammed gibi spartaküs gibi jeanne d'arc gibi gandhi gibi her onurlu insan gibi...sonra karşısına tarihi yarımadayı alıyor vapur. topkapı, ayasofya, sultanahmet, beyazıt kulesi ve komşuları galata. önde de dev bir bayrak. çırpınıyor boğazın sularına karışmak için. çırpınıyor.
sert bir rüzgar; ciğerlerine su doldurtan cinsten. ama direniyor çocuk gözleri yaşlarla. ağlıyor belki; belki soğuktan; belki Yaratan'a sevgisini gösteriyor. istanbul'u yarattığı için... rüzgar ittiriyor, üşütüyor. rüzgara rağmen değil. rüzgarı sevdiği için çekilmiyor. o an orada,hemen öleceğini bilse gene çekilmezdi. ağaçtan düşen yaprak gibi bile bile. ölümü göre göre seviyor. sadece sevmek için. işte aşk bu diyor içinden. aşk bu zorluklara,rağmenlere karşı sevmek. sevmek sadece sevmek. birşey beklemeden kendini bırakarak ama Rahman'ı bularak sevmek. ben diyor sana aşığım. tıpkı kalbime sahip olana olduğum gibi...
gemi yaklaşıyor. insanlar hiç olmadıkları kadar yakınlar birbirlerine. sevineceklerine sinirleniyorlar. ama istanbul sinirlerini unutturuyor bulut oyunlarıyla. o da iniyor ve yitiyor şehrin içinde.
aynı vapur içindeki insanlar farklı biri hariç. çocuk dönüyor evine güneş batarken. bu sefer cennetin kapıları gözüküyor ona. hem de iki tane. biri topkapı'nın diğeri marmara'nın üstünde. kelimelerin anlatmaya çalışmak en büyük hakaret olacaktır bu muhteşem doğaya. genç gene onları hapsetti filmine. gene düştü onlarca kez metal çerçeveli ayna. sanki düşen giyotin bıçağı gibi. zamandan birkaç parça koparır gibi...güneş topkapı sarayının üstündeki kapıdan battı. yorulmuş bir şekilde cennete girdi. hilal'in çıkmasını beklemeden.
gri denizin üstünde ilerliyordu "haberci" içindeki yolcularla beraber. çocuğun gözleri dalgakırana takıldı. insanların çok yakın olduğu ama ulaşamadıkları yerde kuşlar kendi ülkelerini kurmuşlardı. karabataklar ve martılar. hiyeraşi olmadan beraber yaşıyorlardı. ve kuledekiler denizi gözlüyorlardı. engin ve erdemli bakışlarla. vapur yanaşıyor kadıköy sahiline ve istanbul karmaşası. aradan bir iki gün geçti. şimdi trende oturan çacuğun zihninden görüntüler yavaş yavaş siliniyor maalesef. insanların en iyi ve en kötü özelliği. unutmak. unutabilmek. ve özlüyor çocuk istanbul'u, dünyanın başkentini...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

beni, sadece iki-üç günlüğüne gidip de, orda olmanın farkına varamadan henüz, dönmek zorunda kaldığım güzelim İstanbul'a götüren bu yazı, bana, hiç yaşayamadığım İstanbul hüzünlerini özletti....

özlem dedi ki...

ben de istanbula aşığım,onu görüp de aşık olmamak ne mümkün!ama görmek için anlamalı onu,bir şehirden öte,kişiliği-karakteri olan bir canlı o, çünkü.bir istanbul aşığı olarak çok keyif alarak okudum,bu şiirsel,etkileyici yazı için teşekkürler...tasvirlerinle ve üslubunla istanbulun heyula,görkemli,nefes kesici görüntüsüne yakışır kocaman bir fotoğraf çekmişsin;büyülü.ellerine sağlık...