Pazar, Temmuz 29, 2007

ehl-i araf

bir yanımda fil dişi kule,
bir yanımda derya deniz;
ve ben aradayım, elimde kalemim,
ne yapacağımı bilemeden.

ne soyutlanabiliyorum,
ne bütünleşebiliyorum.

üretmek, ah ne güzel şey
düşünmek, üstüne fikirlerin oluşması

ama ne anlatabiliyorum ürettiklerimi,
ne de yok edebiliyorum onları.

aristokrasi ve re'aya
fildişi kuleler ve toprak,
hem yakınlar hem uzaklar.

ve ben araftakilerden
ne cennet ne cehennem
sonsuza kadar yokoluşun eşiğinde...


3 yorum:

AGA dedi ki...

Her kıyı aslında bir araftır
Derya ile toprak arasında,
Tavanarasına kaldırdığım düşüncelerim oysa ne saftır...
Kaybolmuş kelimelerim var arasında.

ehl-i araf a hoş geldin dostum

Adsız dedi ki...

ehl-i araf?? nasıl birşey bu? muallakta kalmaksa anlamı, hangimiz muallakta değiliz ki? hangimizin yeri sabit ve garanti? hangimiz eminiz kendimizden ve akıbetimizden? kim bulmuş sağlam toprağı basmış ayağını da demiş:" ben yıkılmam, bakiyim"? ve daha bir sürü bunlara benzer soru içinde kafam allak bullak ve sakin. sükunetle beklemek, neymiş sabretmek sanırım şimdilerde en çok öğrendiğim şey..
Teşekkürler..
(konudan saptım biraz belki...)

İMECE DÜŞÜNCESİ NEDİR? dedi ki...

Araf.. Bir kum tepesi, iki arada bir derede...
Hangisi doğru, aslında yanlış nerede..
Atacağın adım, seni deniz deniz yakabilir...
Veya,
Sen olduğun yerde kal şimdilik.
Bir gün bir bakmışsın,
Fildişi yalnızlığında,
kendi sevaplarına ağlıyorsun...

Kardeşim, sana üç beş cümlecikle seslenmek istedim, affına sığınarak. Eline sağlık çok derin olmuş. Derinliğine derinlik katmak istedim. Bir yerden bir boşluk bulup da çıkmak, daha kolay olsun diye. Kalemin dert görmeye...